26 Haziran 2026 Cuma
Çankırı’da Fizik ve Kimya alanlarında yüksek lisans öğrenimlerini sürdüren Hasna Gohar Mahammad ve Housseına Gohar Mahammad, ağır akademik sorumluluklarının yanı sıra Çavuşoğlu Yatılı Hafızlık Kız Kur’an Kursu’da hafızlık eğitimi görerek Kur’an-ı Kerim’i baştan sona ezberledi.
İl Müftüsü Mehmet Şahin, ülkelerine dönmeden önce iki kardeşi makamında tebrik ederek Türkiye Diyanet Vakfı Çankırı Şubesi’nin katkılarıyla bir ödül takdiminde bulundu. Ayrıca Kur’an hizmetindeki gayretlerinin ülkelerine döndüklerinde de devam ettirmelerini temenni etti.

Hafız iki kardeş, Çankırı’da geçirdikleri bu verimli ve bereketli süreç için duydukları minneti dile getirerek toplumlarına hizmet etmeyi en büyük hedefleri olarak gördüklerini vurguladı. Bununla birlikte İl Müftüsü Mehmet Şahin’e, hocaları Rukiye Karakuş’a ve emeği geçen tüm kurs hocalarına içtenlikle teşekkür etti.

Törende İl Müftü Yardımcısı Fatma Serim ve Çavuşoğlu Yatılı Hafızlık Kız Kur’an Kursu yöneticisi Rukiye Karakuş da katıldı.
Kaynak: Diyanet Haber

Evlenmeye karar verdiği Nusaybinli Mehmet Selçuk Türkoğlu ile İlçe Müftülüğüne başvuran Yamasita için ihtida merasimi düzenlendi.
İlçe Müftüsü Hasan Yeşildal’ın da katıldığı törende Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olan Yamasita, “Rana” ismini aldı.
Törende konuşan Hasan Yeşildal, Rana Yamasita’yı aldığı karardan dolayı tebrik etti.
Müftü Yeşildal, İslam dininin temel esasları hakkında bilgi verdiği Yamasita’ya yeni hayatında mutluluklar diledi.
Tören sonunda Rana Yamasita’ya ihtida belgesi ve Kur’an-ı Kerim ile Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlarından hediye edildi.
Kaynak: Diyanet Haber

Sevginin hakikati tüm güzelliklerin, nimetlerin ve ihsanların kaynağı olan Hak Teâlâ’ya duyulan sevgidir. Yüce Allah tüm yarattıklarına ilahi sevginin tohumunu aşılamıştır. Bu sevgi sebebiyle insan kendini sever. İnsanın kendisini sevmesi hakikatte kendisini yaratanı sevmesi demektir. Çünkü insan, varlığının devamını ve kemalini sever. Bu da insanı Hak Teâlâ’nın sevgisine götürür. Kendisini ve Rabbini bilen, varlığının devamının ve kemalinin kendisinden değil onu yaratandan olduğunu bilir. İnsanı yoktan var eden, yaşatan, en güzel kıvamda şekillendiren; olgunlaşmaya, iyiliğe ve güzelliğe giden yolları gösteren Yüce Allah’tır. Yoksa insanın kendi başına ne varlığı olabilir ne de varlığının kemal ve devamı olabilir. Kendi başına var olan sadece Hak Teâlâ’dır. O’ndan başka her şey O’nun kuvvet ve kudretiyle vardır. Sevginin en üst derecesi Allah’ı bütün kalbiyle sevmektir. O’na ihlas ve samimiyetle bağlanmak ve kayıtsız şartsız teslim olmaktır.
Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Sizin amellerinize ve kalplerinize bakar. (Müslim, Birr, 34)
Kaynak: Diyanet Haber

ÂLİM, FİLOZOF, MATEMATİK VE ASTRONOMİ BİLGİNİ: NASÎRÜDDİN TÛSÎ
17 Şubat 1201 yılında İran’ın Tûs şehrinde doğdu. İlk eğitimini babasından aldıktan sonra dönemin önemli ilim merkezlerine seyahat etti.
Nişabur’da fıkıh ve felsefe okudu. Burada İbn Sînâ’nın eserlerini tanıdı. Moğol istilası nedeniyle Kuhistan’a gitti ve ilmî çalışmalarını burada sürdürdü.
1259 yılında Azerbaycan’ın Merâga şehrinde kendi dönemine kadar İslam coğrafyasında inşa edilen en büyük rasathâneyi yaptırdı.
Merâga Rasathanesi’nde yapılan çalışmalarda astronomi, geometri ve trigonometri alanlarında önemli gelişmeler kaydedildi. Burada kullanılan birçok astronomi aletini bizzat kendisi icat etti.
İslâm dünyasında trigonometriyle ilgili ilk müstakil çalışma olan Şeklü’l-Kattâ adlı eseri kaleme aldı.
On iki yıl devam eden gözlem, ölçüm ve hesaplar neticesinde astronomiye dair Zîc-i İlhânî adlı eseri yazdı.
Yunan ve erken dönem İslam bilim metinlerinde yer alan hataları tespit ederek bunları düzeltti. Bu metinleri daha anlaşılır bir üslupla yeniden kaleme aldı.
25 Haziran 1274’te Bağdat’ta vefat etti ve Mûsâ Kâzım Türbesi’nin yanına defnedildi.
BAZI ESERLERİ
Tecrîdü’l-İtikad
Mecmû’u’r-Resâ’il
Telhîsü’l-Muhassal
Şerhu’l-İşârât
Ahlâk-ı Nâsırî
Kaynak: Diyanet Haber
Tarih: 26.06.2026

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var etmesi Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır”[1] ayet-i kerimesinde ifade edildiği üzere, ilahi rahmetin yeryüzündeki tecellilerinden biri de ailedir.
Aile, İslam’ın ilkelerini belirlediği nikâh akdiyle kurulan huzur ve muhabbet yuvasıdır. Sıkıntıların birlikte omuzlandığı; kederlerin paylaşıldığı, sevinçlerin çoğaltıldığı huzur ocağıdır. Aile; bizleri, günahlardan uzak tutan güvenli bir sığınaktır. Millî ve manevi değerlerimizi kuşaktan kuşağa aktarmamıza vesile olan bir müessesedir.
Aile olmak, sadece aynı mekânı paylaşmak değildir. Aile olmak, dünyayı da ahireti de cennete çevirmek için el ele verebilmektir. İyi günde olduğu gibi kötü günde de birlik ve beraberliği güçlü kılabilmektir. Aile olmak, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in örnekliğini hayatımıza yansıtabilmektir. Onun gibi, elinden ve dilinden emin olunan güvenilir bir eş olabilmektir. Kızını ayakta karşılayıp yerini ona ikram eden vefakâr bir baba olabilmektir. Namazdayken omuzlarına çıkan torunlarının oyunlarını bozmamak için secdesini uzatan müşfik bir dede olabilmektir. Yetim ve öksüzlere hamilik yapan, kimsesiz çocuklara aile sıcaklığını hissettiren merhametli bir insan olabilmektir.
Her geçen gün, aile değerlerimiz örselenmekte; evlilikler, külfetli hale getirilmekte; bekârlık ve evlilik dışı hayat teşvik edilmektedir. İnancımızda rızkın Allah’a ait olduğu[2] vurgulanmasına rağmen, ‘çocuk sahibi olmanın hayatı zorlaştırdığı’ söylemleri günden güne artmaktadır. Hâlbuki devletlerin geleceği; ailenin kurulmasına, korunmasına ve güçlendirilmesine bağlıdır. Milletlerin en büyük sermayesi, milli ve manevi değerleriyle yetişen nesillerdir. Bu sebeple, göz aydınlığı evlatlarımızın evliliklerine yardımcı olmak, sadece anne ve babaların değil bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Diyanet İşleri Başkanlığımız da bu sorumluluğun bir gereği olarak müftülüklerimiz marifetiyle nikâh merasimleri icra etmektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır”[3] tavsiyesini kendimize düstur edinelim. Gösteriş ve israfa dayalı nişan, nikâh ve düğün merasimleriyle gençlerimizin ve ailelerimizin omuzlarına ağır yükler yüklemeyelim. Hanelerimizi huzur ve güvenin kaynağı haline getirelim. Rabbimizin lütfu olan çocuklarımızı bereket vesilesi olarak görelim.
Hutbemizi, Allah Resûlü (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. İçinizde ailesine karşı en iyi olan da benim!”[4]
[1] Rûm, 30/21.
[2] Hûd, 11/6.
[3] Ebû Dâvûd, Nikâh, 30-31.
[4] İbn Mâce, Nikâh, 50.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: Diyanet Haber
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.